İzmir Milletvekili Enver TURGUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir Milletvekili Enver TURGUT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2016 Cumartesi

BAZILARI BÖYLE DÜŞÜNÜYOR!.., "TBMM TARİHİNİN KARA GÜNÜ" SONER YALÇIN & 24 Nisan 2016

TBMM TARİHİNİN KARA GÜNÜ
SONER YALÇIN & 24 Nisan 2016
Meclis gündeminde milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması oylaması var. Bundan 44 yıl önce… TBMM genel kurulu, 24 Nisan 1972 tarihinde çok gergin geçen bir toplantıya tanık oldu. O gün Meclis'te lehte veya aleyhte karar verenler bu günü hiçbir zaman unutamadı. Çünkü söz konusu olan, yirmili yaşlardaki üç üniversiteli gencin ölüm kararıydı…
O gün…
TBMM'de 450 milletvekilinin 323'ü genel kurul salonundaydı.
Oturumun konusu şuydu:
1) Erzurum Ihça Nahiyesi Özlük Köyü, Cemil oğlu Mukaddes'ten doğma 1947 doğumlu Deniz Gezmiş;
2) Yozgat iline bağlı Çekerek İlçesi Kuşsaray Köyü, Beşir oğlu Mediha'dan doğma 1947 doğumlu Yusuf Aslan;
3) Kayseri Sarız ilçesi Bahçeli Mahallesi, Hıdır oğlu Selver'den doğma 1949 doğumlu Hüseyin İnan hakkındaki ölüm cezası oylanacaktı…
Meclis gergindi…
İlk sözü usule ilişkin itirazı olan CHP Milletvekili Bülent Ecevit aldı: “İlke olarak ölüm cezalarıyla ilgili görüşme maddesinin bu kadar öncelikle, ivedilikle bir an önce görüşülmek…
Sadık Tekin Müftüoğlu: İvedilik yok.
Bülent Ecevit (Devamla): Görüşülmek istenmesini doğru bulmam. Çünkü ölüm cezasını gerektiren konular, üzerinde uzun uzadıya düşünmeyi, vicdan muhasebesi yapmayı gerektiren konulandır. (AP sıralarından “Ne vicdanı?” sesleri.)
Bülent Ecevit (Devamla): Aleyhinde konuşmamın bir başka nedeni, TBMM Adalet Komisyonu'nda, ölüm cezalarının kaldırılmasını isteyen iki kanun önerisi görüşülmüştür.
Orhan Cemal Fersoy: Anayasa var, Anayasa.
Bülent Ecevit (Devamla):Biri, Selâhattin Hakkı Esatoğlu tarafından hazırlanmış olan ve yaklaşık olarak bundan iki yıl kadar önce verilmiş bir kanun önergesi; öbürü de, Sayın Celâl Kargılı'nın verdiği kanun önerisi… Meclis huzurunda ölüm cezasının kaldırılmasını öneren kanun teklifleri bulunduğu sırada, onlar görüşülmeden, ölüm cezalarıyla ilgili mazbataların görüşülmesini asla doğru bulmuyorum.(AP sıralarından müdahaleler.)
Başkan: Müdahale buyurmayın, müdahale etmeyin efendim. Genel Kurul'dan sükuneti rica edeceğim efendim. Sayın Kargılı buyurun, takrir aleyhinde.
Celal Kargılı: Adalet Komisyonu Başkanı dün bize, kanun teklifimiz hakkındaki komisyon raporunu Meclis Başkanlığı'na sunulduğunu bildirmiştir. Bu durum karşısında teklifimizin; Meclis Genel Kurulu'nda idam cezalarının infazıyla ilgili tasarının görüşülmesinden önce görüşülmesinin sayısız hukukî ve kamu vicdanı yararı vardır.
Yanıt AP'den Kemal Bağcıoğlu'dan geldi:
“Şerefli Türk Ordusu'nun örfî idare mahkemeleri tarafından idamlarına karar verilmiş Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşının ölüm cezasının yerine getirilmesi rejimle ilgili bir asayiş meselesidir. Bunun öncelikle görüşmesinde millî menfaatler vardır. (AP sıralarından “Bravo” sesleri.)
Kürsüye Dışişleri Bakanı Halûk Bayülken gelip noktayı koydu:
“Hükümetimiz, ‘idam cezası kaldırılsın' diye bir teklif verme niyetinde değildir. (AP ve DP sıralarından alkışlar.)
Meclis idamları esas hakkında görüşmeye başladı…
POLİS-ASKER ÖLDÜRMEDİLER
Meclis Başkanı, CHP Milletvekili Mevlüt Ocakçıoğlu'nun esas hakkındaki şerhini okuttu:
“Bu delikanlılar Amerikalıları kaçırdılar, fakat çağrıya uydular, öldürmediler ve ailelerine iade ettiler. Bunlar tek polis-asker öldürmedi. Bu gençler, bankalardaki paraları aldılar, soydular; ancak nefislerine kullanmadılar. Banka kredileri yolsuzluğunu ve kitabına uydurularak yapılan soygunları protesto etmek için soydular. Hareketlerinde bir hunharlık, bir şenaat derecesi görülmemektedir.”
Partileri grupları adına ilk sözü DP Milletvekili Nuri Eroğan aldı:
“Şayet bu melunların hayatlarının bağışlanması yolunda el kaldıracak olanlar bulunursa, bunlar bilsinler ki; tarih, bu ellerin sahiplerini son müstakil Türk Devleti'ni yok etmeye matuf olarak kabul edecek ve Türklük onları hiçbir zaman affetmeyecektir. (DP sıralarından alkışlar)
AYBAR'A SALDIRI
Türkiye İşçi Partisi'nden TBMM'ye giren; ancak partiden ayrılan Mehmet Ali Aybar genel kurula şöyle hitap etti:
“Ölüm cezaları uygulanmamalı denilirken kimse, bunların cezasız kalmasını, serbest bırakılmalarını önermiyor. Bu suçları neden işlemişler, bu noktaya nasıl, neden gelmişlerdir? Gençler, kurtuluşun sol'da olduğuna inandıkları halde, sola hayat hakkı tanınmamasını, sol'un boyuna kanun dışına itelenmesini gösterebiliriz. Türkiye İşçi Partisi (TİP) serüvenlerine kısaca bir göz atmak, bize bu konuda bir fikir verecektir. (AP sıralarından “Ne alâkası var bunun” sesleri.)
Mehmet Ali Aybar (Devamla): TİP'e ilk saldırı 1962'de İstanbul'da yapıldı. Beyaz Saray'daki anayasa toplantısı zorla dağıtılmak istendi. Sonra Gültepe, Gaziantep, Adana, Akhisar, İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir, Ödemiş baskınları oldu. Kaç kere üyeler, yöneticiler linç edilmek tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Rasim Cinisli: Orada müseccel komünistler vardı.(Gürültüler, “indirin şunu” sesleri.)
Musa Doğan: Senin kafan sakat, kafan.
Başkan: Lütfen müdahale etmeyin de dinleyelim efendim.
Ahmet Buldanlı: Komünisttir bunlar.
Mehmet Ali Aybar (Devamla): Geçen 10 yıl zarfında, soldan en ufak bir saldırı gelmemiştir. (AP sıralarından “tuh sana, yuh sana” sesleri).
Mehmet Ali Aybar: Faşizm, irtica açıkça himaye görüyordu. Bir partinin komando yetiştirme kampları açmasına göz yumuluyor ve soldan kelle isteyen toplu namazlar tertipleniyordu.
Musa Doğan: Senin kelleni uçurmadılar.
Mehmet Ali Aybar: Grev yaptılar diye Zonguldak'ta işçiler kurşunlatıldı. Derken, İstanbul'da Kanlı Pazar, Konya, Kayseri olayları, Ümran Öktem olayları oldu. Meydanlarda, yurtlarda sol öğrenci avı yapılıyor, katiller bulunamıyordu.Endonezya'daki gibi bir katliam hazırlandığı söyleniyor; bazı gazeteler bunu açıkça yazıyorlardı. Bu olaylar zincirinin baskı ve etkisiyle solcu gençler önce nefislerini korumak için silâhlanmak zorunda kaldılar; ve silâhlı eylem fikrine daha sonra gelindiği anlaşılmaktadır. Türkiye'de oyun içinde oyun oynanıyordu; ve sol, oyuna getiriliyordu. Durumun böyle olduğunu bile bile üç genci ipe gönderecek misiniz? (AP sıralarından, “Göndereceğiz” sesleri).
Fuat Azmioğlu:
Mahkeme kararlarına aykırı konuşuyor.
(AP sıralarından “Onun bir ismi de Aybarof” sesleri)
İlhan Egemen Darendelioğlu: Bir de kızıl bayrak getirsin oraya, öyle konuşsun. Açıkça komünizm propagandası yapıyor, komünistleri müdafaa ediyor.
Mehmet Ali Aybar: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın sehpada sallanan naaşları milletimizi ikiye ayırmamalıdır. (AP ve DP sıralarından gürültüler ve sıra kapaklarını vurmalar).
Musa Doğan: Bir milletin içine Nazım Hikmet'i soktunuz onun için ikiye ayırıyorsunuz.
Başkan: Sayın Çiloğlu çok rica ederim, Sayın Darendelioğlu çok rica edeceğim. (DP sıralarından kürsüye yürümeler.)
Mehmet Ali Aybar tartışmalar ardından kürsüden indi.
Kargaşalıktan sonra kürsüye DP grubu adına Cevat Öndergeldi:
Demin burada kuzu postuna bürünmüş bir kurdun…
Ali Yılmaz: Kuzu değil, komünist.
Cevat Önder: Konuşması olmasa idi huzurunuzu işgal etmeyecektim. Üç kişi hakkında verilen idam cezası, şerefli sıkıyönetim mahkemeleri tarafından verilmiştir. Komünistlerle beraber miyiz, değil miyiz? Bunu ortaya koymak mecburiyetindeyiz. (DP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
ŞAKA YAPARAK OYLANDI
CHP grubu adına Necdet Uğur şöyle konuştu:
“Bu üç kişi suçlu mudur, değil midir? Bunun tartışmasını yapmamalıyız. Bilirsiniz ki, Meclisler mahkeme değillerdir. On sene sonra, yirmi sene sonra, bu toplumdaki bizim yerimizde oturacaklar, eğer bir başka türlü bakacaklarsa bu olaylara, onların elinden niçin bu hakkı alıyoruz da, birtakım insanları ölüm cezasına gönderiyoruz? ‘Bir gün affedilecekler' diyorsunuz. Arkadaşlar, eğer Türkiye'nin Yüce Meclis'i bir gün onları affetme noktasına gelecekse, siz geleceğe ipotek koyma hakkını nereden alırsınız?.. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar, AP sıralarından gürültüler ve müdahaleler…)
Adalet Partisi grubu adına Seyfi Öztürk'ün konuşması milletvekillerini tahrik etti ve Meclis'teki gerilimi iyice artırdı.
Sonra…
Milli Güven Partisi grubu adına Emin Paksüt konuştu.
Adalet Komisyonu Başkanı İsmail Hakkı Tekinel konuştu.
Başbakan Nihat Erim konuştu.
Konuşmalar sürdü. Laf atmalar sürdü…Tartışmalar sürdü.
Ve en acısı, kimi zaman gülündü:
AP'den ayrılıp Erbakan'ın MNP'sine gitmiş Hüsamettin Akmumcu'ya şaka yapıldı:
Sabri Keskin: Pusulayı oku, pusulayı oku…
Hüsamettin Akmumcu: Pusulayı mı oku diyorsunuz? Onu da okuyayım;
“Adalet Partisi oylarına bir mümin olarak nasıl ihanet ettin? Onu da söyle.” (Gülüşmeler, DP sıralarından alkışlar.)
Üç gencin idam oylamasında oluyordu bunlar!
Ve oylamaya geçildi…
Eller kalktı…
O ELLER HALA HAVADA ASILI
Sonuçta…
450 milletvekilinden 323 kişi oylamaya katıldı.
Kabul edenler: 273 (28'i CHP'liydi)
Reddedenler: 48
Çekimser: 2
Oya katılmayanlar: 118 (66'sı CHP'liydi)
Açık üyelik: 9
“İdam edilsinler” diye el kaldıranların eli; aradan bunca yıl geçmesine rağmen hâlâ havada asılıdır. Vicdanlarının rahatsız olduğunu düşünüyorum.
Kimdi bu milletvekilleri:
Cevdet Akçalı, Fazıl Güleç, Selahattin Kılıç, Melih Kemal Küçüktepepınar, Cavit Oral, Ahmet Topaloğlu, Emir H. Postacı, Kemal Satır, Turgut Topaloğlu, Alpaslan Türkeş,Hüsamettin Uslu, M. Zeki Adıyaman, Ali Avni Turanlı, Hasan Dinçer, Hamdi Hamamcıoğlu, Ali İhsan Ulubahşi, Kazım Uysal, Yavuz Acar, Salih Aygün, Orhan Alp, Oğuz Aygün,Musa Kazım Coşkun, Orhan Eren, İ. Sıtkı Hatipoğlu, Mustafa Maden, H. Turgut Toker, Ferhat Nuri Yıldırım, Aydın Yalçın, Şerafettin Yıldırım, Mustafa Kemal Yılmaz, Hasan Akçalıoğlu, İhsan Ataöv, Süleyman Çiloğlu, Ömer Eken, Rafet Eker, Hasan Ali Gülcan, Mustafa Rona, İsmet Sezgin, Fikret Turhangil, Nahit Menteşe, İbrahim Aytaç, Cihat Bilgehan, M, Şükrü Çavdaroğlu, Kemal Erdem, Ahmet İhsan Kırımlı, M. Nurettin Sandıkçıoğlu, Osman Tarı, Şadi Binay, Mehmet Sıddık Aydar, Mehmet Bilgin, Nihat Bayramoğlu, Halil İbrahim Cop, Ahmet Çakmak, M. Şükrü Kıyıkoğlu, Barlas Küntay, A. Mukadder Çiloğlu, Mehmet Özbey, Cemal Külahlı, Ertuğrul Mat, Kasım Önadım,Mustafa Tayyar, Mehmet Turgut, Ahmet Türkel, E. Kemal Bağcıoğlu, Zekiye Gülsen, Mesut Hulki Önür, Refet Sezgin,Nuretin Ok, Yakup Çağlayan, Kemal Demirer,Abdurrahman Güler, İhsan Tombuş, Arslan Topçubaşı, Sami Arslan, Mehmet Emin Durul, Hasan Korkmazcan, Ali Uslu, Hasan Değer, Behzat Eğilli, Abdüllatif Ensarioğlu,Necmettin Gönenç, Sabahattin Savcı, Nazif Yıldırım, İlhami Ertem, Rasim Cinisli, Samet Güldoğan, Hayrettin Hanağası, Hüsamettin Atabeyli, Sabahattin Aras, Turhan Bilgin, Rıfkı Danışman, Naci Gacıroğlu, Cevat Önder, Mehmet İsmet Angı, Orhan Oğuz, Şevket Asbuzoğlu, Seyfi Öztürk, M. Şemsettin Sönmez, Ali İhsan Göğüş, İ. Hüseyin İnceoğlu, Mehmet Kılıç, Erdem Ocak, Mehmet Lütfi Söylemez, Mustafa Kemal Çilesiz, Nizamettin Erkmen, Hidayet İpek, Abdullah İzmen, İ. Kayhan Naiboğlu, E. Emin Turgutalp, Necati Alp, Mustafa Kahraman, Nurettin Özdemir, Ekrem Saatçi, Halil Akgöl, Talat Köseoğlu, Hüsnü Özkan, Ali Yılmaz, Ali İhsan Balım, Süleyman Demirel, Yusuf Uysal, Mazhar Arıkan, Kadir Çetin, Cavit Okyayuz, Turhan Özgüner,Sadettin Bilgiç, İbrahim Abak, İsmail Arar, Ferruh Bozbeyli,Tekin Erer, Nuri Eroğan, Orhan Cemal Fersoy, İlhan Egemen Darendelioğlu, Hasan Güngör, Mustafa Fevzi Güngör, A. Şeref Laç, Osman Özer, Akgün Silivrili, İsmail Hakkı Tekinel, Naime İkbal Tokgöz, A. Turgut Topaloğlu,Hasan Türkay, Mehmet Yardımcı, Şevket Adalan, Mustafa Akan, Şükrü Akkan, Muzaffer Fazlı Arınç, Burhanettin Asutay, Münir Daldal, Ali Nailli Erdem, İhsan Gürşan, Nihad Kürşad, Akın Özdemir, Orhan Demir Sorguç, Latif Aküzüm,İsmail Hakkı Alaca, Mustafa Doğan, Kemal Kaya, Veyis Koçulu, Osman Yeltekin, Orhan Deniz, Sabri Keskin,Mustafa Toçular, Hasan Tosyalı, M. Şevket Doğan, Turhan Feyzioğlu, Hayrettin Nakiboğlu, Vedat Ali Özkan, Enver Turgut, Mehmet Türkmenoğlu, Mehmet Atagün, Feyzullah Çarıkçı, Hasan Korkut, Cevat Eroğlu, Mustafa Kemal Güneş, Cevat Ademoğlu, Vehbi Engiz, Sabri Yahşi, İrfan Baran, Bahri Dağdaş, Mustafa Kubilay İmer, İhsan Kabadayı, Necati Kalaycıoğlu, Etem Kılıçoğlu, Baha Müdderrisoğlu, Tahsin Yılmaz Öztuna, Faruk Sükan, Ahmet Fuat Azmioğlu, Vefa Tanır, Ali Erbek, Mesut Erez, İlhan Aksoy, Ahmet Karaaslan, İsmail Hakkı Şengüler, Ertuğrul Akça, Mustafa Orhan Daut, C. Selçuk Gümüşpala, Hilmi Okçu, Vehbi Sınmaz, Kamil Şahinoğlu, Önal Şakar, Atilla İmamoğlu, Veysi Kadıoğlu, M. Zekeriya Kürşad, Esat Kemal Aybar, Abdürrahim Türk,Abdülkadir Kermooğlu, Abdülkadir Özmen, Adnan Akarca, Mualla Akarca, Ahmet Buldanlı, İzzet Oktay, Nimet Ağaoğlu,Kasım Emre, Hüsamettin Başer, Esat Kıratlıoğlu, M. Naci Çerezci, H. Avni Kavurmacıoğlu, M. Nuri Domanoğlu,Haydar Özalp, Ata Bodur, Cengiz Ekinci, Hamdi Mağden, Kemal Şensoy, Hasan Basri Albayrak, Erol Akçal, Salih Zeki Köseoğlu, Yaşar Bir, Nuri Bayar, Güngör Hun, M. Vedat Önsal, Mustafa Boyar, Talat Asal, Doğan Kitaplı, Nafiz Yavuz Kurt, Hüseyin Özalp, Bahattin Uzunoğlu, İsmet Yalçıner, Zeki Çeliker, Mehmet Nebi Oktay, Hilmi Biçer,Kadir Eroğan, Tevfik Koraltan, Yusuf Ziya Önder, Enver Akova, Orhan Öztrak, İsmet Hilmi Balcı, Osman Hacıbaloğlu, Mehmet Kazova, Hüseyin Abbas, Reşit Önder, Yusuf Ulusol, Ahmet İhsan Birincioğlu, Necati Çakıroğlu, Ekrem Dikmen, Selahattin Güven, Cevat Küçük, Ali Rıza Uzuner, Mehmet Aksoy, Necmettin Cevheri, Mehmet Ali Göklü, Bahri Karakeçili, Orhan Dengiz, M. Fahri Uğrasızoğlu, Mehmet Emin Erdinç, Kinyas Kartal, Fuat Türkoğlu, Mehmet Salih Yıldız, İsmet Kapısız, Turgut Nizamoğlu, Neşet Tanrıdağ, Fuat Ak, Ahmet Nihat Akın, Ahmet Güner, S. Tekin Müftüoğlu, Kevni Nedimoğlu.

2 Haziran 2016 Perşembe

TBMM VE "DOKUNULMAZLIK TARTIŞMALARI" - İktibas: Gazeteci - Yazar, Koray KAPLICA

DOKUNULMAZLIK TARTIŞMASI

02 Haziran 2016 | Genel Politika | Gazeteci-Yazar: Koray KAPLICA
Siyasi parti liderlerinin son açıklamaları ile dokunulmazlıklar konusu önemli bir gündem maddesi olarak Türkiye siyasetine girdi. Aslında 1983 sonrası Türkiye siyasetinde, milletvekili dokunulmazlıklarının sık sık gündeme gelen bir konu olduğu söylenirse çok yanlış olmaz. Özellikle milletvekili dokunulmazlıklarının siyasette yolsuzluk ve etik dışı davranışlar için bir kalkan olarak kullanıldığı algısı toplumda oldukça yaygın bir kanı. Bu nedenle, dokunulmazlıkların kaldırılması seçim zamanlarında çok sık duyulan vaatlerden biri.
Öncelikle yasama dokunulmazlığının ideal amacının seçilenlerin, seçenlerin iradesini meclise tam olarak yansıtması olduğunu söylememiz gerekiyor. Bütün demokratik ülkelerde yasama meclisi üyelerinin bu tür bağışıklıklara sahip olduğunu görüyoruz. Bu uygulamaların kökenini 1789 Fransız Devrimi’ne kadar götürmek mümkün. Devrim’den sonra yapılan düzenlemeyle Fransa’da parlamento üyelerinin “beyan ettikleri düşüncelerden sorumsuzlukları” güvence altına alındı.
YASAMA SORUMSUZLUĞU VE YASAMA DOKUNULMAZLIĞI
Yasama dokunulmazlığını daha iyi anlamak için iki kavrama dikkat edilmesi gerekiyor:
Bunlardan biri yasama sorumsuzluğudur. “Yasama sorumsuzluğu, Parlamenterleri, Parlamento’da görevlerini yerine getirdikleri esnada yaptıkları hareketler, belirttikleri görüşler ve kullandıkları oylar dolayısıyla söz konusu olabilecek cezai takibattan korur.”
Diğer kavram ise yasama dokunulmazlığıdır. “Yasama dokunulmazlığının kapsamı, genelde Parlamenter’in suçüstü yakalandığı durumlar dışında cezai, hukuki ve idari işlemlerden korunma sağlamasıdır fakat bunun sınırları Parlamentolar arasında oldukça değişkendir.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 83. Maddesi yasama dokunulmazlığını düzenler.
“MADDE 83-
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
Türkiye’deki sorunlu kısım milletvekillerine cezai ve idari işlemlerden korunma sağlayan yasama dokunulmazlığıdır. Avrupa Birliği’nin hazırlamış olduğu 2014 ve 2015 İlerleme Raporları’nda da milletvekilleri dokunulmazlığının geniş kapsamının, özellikle yolsuzlukla ilgili suçların yargılanması bakımından sorunlar yarattığı belirtilmekte ve yasal çerçevenin Avrupa standartlarıyla uyumlu hale gelmesi istenmektedir.
PEKİ, AVRUPA’DA VE DÜNYADA DURUM NE?
Yasama dokunulmazlığıyla ilgili genel olarak sınırlara bakıldığında ABD, Avustralya, İngiltere, İrlanda ve Kanada’nın oluşturduğu Anglosakson sisteminin diğer ülkelerden ayrıştığı söylenebilir. Bu sistemde, yasama dokunulmazlığı sadece hukuki alanda geçerlidir, yani meclis üyelerine sadece borçlarından dolayı tutuklanmama garantisi sunar. Mutlaktır ve parlamento tarafından kaldırılamaz. Fakat günümüzde tutuklama ve hapis yaptırımına hukuk davaları için başvurulmadığından, aslında meclis üyelerine ayrıcalıklı bir güvence sağlamaz.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu kıta sistemine göre ise, yasama dokunulmazlığı sadece cezaî alanda geçerlidir. Parlamento üyeleri suçlarından dolayı tutuklanamasa ve yargılanamasa bile onlara karşı hukuk davası açılıp tazminat istenebilir. Parlamento tarafından kaldırılabilir ve genellikle gözaltına alınmama ve tutuklanmama gibi güvenceler sağlar. Fakat uygulamalar birbirinden oldukça farklıdır.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

TARİH BOYUNCA İNSAN VE DEMOKRATİK SİSTEM TAHİR ELÇİ (GÖNDEREN: A.Tahsin TURGUT)

TARİH BOYUNCA İNSAN VE DEMOKRATİK SİSTEM
TAHİR ELÇİ 
(GÖNDEREN: A.Tahsin TURGUT)
Tarih boyunca insanlar birey olarak içerisinde bulundukları toplumun yönetimine katılma uğraşı içersinde bulunmuşlardır. Bu katlımın tanımlanması değişiklik göstermiş, günümüzde ise karşılaştığımız ve entegre olduğumuz sistem “demokratik sistem” olarak adlandırılmıştır. Demokrasi kelimesi başlı başına büyük önem taşımaktadır. Köken olarak demokrasi; demos, yani sıradan/avam insan ve kratos, yani yönetim/karar olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla günümüz karşılığıyla demokrasi, sadece etimolojik açıdan bakıldığında bile “sıradan insanların yönetimi” olarak tanımlanmaktadır. Peki sıradan insanların yönetime katılımı nasıl olacaktır?
Bu noktada devreye serbest irade, serbest tartışma ortamı ve hesap verebilir iktidar olguları girecektir. Bu asli unsurları sağlamak için ise insanların düşüncesini açıklamak, daha doğrusu özgür bir şekilde düşünmek ve düşüncesini açıklamak zaruri hale gelecektir. Serbest tartışma olgusu olmadan toplumun uzlaşmaya varması beklenemez, özgür basın ve özgür siyasi söylemlerde bulunamadıktan sonra bireylerin serbest bir iradeye sahip olması beklenemez zira bu iradelerinin oluşması için taraf yani edim yüklenen yani bir anlamda OY VEREN gerçekleri bilmeyecek, öğrenemeyecek, doğru tercihi yapması için yeterli birikim elde edemeyecektir. Son olarakta hesap verebilir bir iktidar olmadan, iktidarı iktidar yapan sıradan halk, seçilmişlerin hareketlerinin bilincinde olmayacak ve dolayısıyla demokrasinin kurucu unsuru olmaktan çıkıp, demokrasinin tabiri caizse metası haline gelecektir. Dolayısıyla ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun asli ve belki en önemli unsuru olduğunu, demokrasinin bir doğal ürünü olan kendini kontrol eden toplum algısının ifade özgürlüğü olmadan var olamayacağını vurgulamak isterim.
Girişin ardından eğer bu asli unsurların özgür düşünce, özgür ifade olduğuna hemfikirsek, hukukun işlevi de ifade özgürlüğünün korunması, sınırlarının çizilmesinde belirecektir. Bu anlamda hukuktan kastım hem ülke içi mevcut düzenlemeler, hem de uluslararası anlamda taraf olduğumuz İHAM ve diğer bağlı olduğumuz sözleşmelerdir. Ben konuşmamda özellikle Mahkeme’nin ifade özgürlüğünü nasıl yorumladığını ve demokrasiler ilerledikçe, daha doğrusu toplum demokratikleştikçe, bu özgürlüğün sınırlarının kapsamının nasıl genişlediğini vurgulamak istiyorum.
Bu noktada belki de 10. Madde çerçevesinde en çok atıf yapılan karar olan Handyside v Birleşik Krallık. Kararının ortaya koyduğu temel taşları belirtmek isterim. 1976 tarihli bu kararda Mahkeme çok nitelikli bir inceleme yapmış ve ifade özgürlüğünün kapsamlı bir tanımlamasını yapmış bulunmakta. Kararın konusu hakkında kısa bir özet vermek gerekirse; ortaokul yaşlarındaki çocuklar için yazılmış bir kitap var. Kitabın içerisinde müstehçen olduğu iddia edilen bazı bölümler bulunmakta. Yazar kitap içerisinde mastürbasyon, orgasm, cinsel ilişki, çocukların aileden onay alma ihtiyacı vb. Gibi sosyolojik ve pedogojik konular hakkında çarpıcı cümleler ortaya koyuyor. İngiltere’nin iç hukuku uyarınca kitaba el konuluyor ve toplatılması kararı veriliyor. Aynı zamanda Handyside’a para cezası veriliyor. Bu noktada Mahkeme kendi formatı içersinde inceleme yapıyor ve Handyside’a yapılan müdahalenin hukukla öngörüldüğünü, meşru bir amaca hizmet ettiğini vurguluyor. Sonrasında ise yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelerken yaptığı vurgu bizlerin ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğunda, her seferinde aklımıza gelen önermesini yapıyor. “İfade özgürlüğü bir toplumun demokratik olmasının asli unsurudur. Aynı zamanda her bireyin gelişmesi ve ilerlemesi için de zorunlu bir özgürlüktür. İfade özgürlüğünün kapsamı toplumun bir bölümü için rahatsız edici, şoke edici veya çarpıcı gelen söylemleride içine alır.
ÇOĞULCULUĞUN, HOŞGÖRÜNÜN ve AÇIK FİKİRLİLİĞİN GEREKLİLİĞİ 
Ve esas bu ifadeleri korur zira toplumun çoğunluğu veya güçlü kesimi için rahatsız edici gelmeyen ifadelerin korunmasına zaten ihtiyaç kalmayacaktır. Bu durum ise ÇOĞULCULUĞUN, HOŞGÖRÜNÜN ve AÇIKFİKİRLİLİĞİN GEREKLİLİĞİDİR.. Mahkeme bu duruma vurgu yaptıktan sonra Handyside lehine bir şekilde, ifade özgürlüğüne haksız bir müdahalenin olduğuna kanaat getiriyor.
Belki de şu anda toplumun tabanında oturması gereken en büyük eksiklik bu kavramlardır. Zira bu kavramlar özümsenmeden yapılacak müdahalelerin hepsinde toplum içerisinde güçlü olan kesimin çıkarları ve hakları gözetilecek, asıl koruması gereken toplum içersindeki azınlık fikirlerin tartışılması olanaksız hale gelecektir.
Konuşmamı bir çarpıcı örnekle sürdürmek istiyorum. Jersild/Danimarka kararı demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün işlevi açısından güzel bir emsal teşkil ediyor. Jersild bir danimarkalı gazeteci. Danimarka içersinde IRKÇI ifadeler ve eylemlerde bulunan “the Greenjackets” isimli bir grup genç ile bir belgesel çekiyor. Belgesel içersindeki bir söyleşi safhasında bu grup içersidinden üç genç küfürlü ve küçültücü ifadeler kullanıyorlar göçmen ve yabancılara karşı. Bunlardan aktarılabilecek bazıları; köleliğin geri gelmesi gerekliliği, siyahilerin insan olmadığı, klu-klu-klan’ın yaptıklarının takdire şayen olduğu vb. Jersild bu söyleşi kurgularken bazı bölümlerini kesiyor ancak kalan kısmı Danimarka radyosunda yayınlanıyor. Jersild yayın sonrasında bu gruba yardım ve yataklıktan hüküm giyiyor. Olay mahkemenin önüne geldiğinde mahkeme Jersild’in programda tarafsız bir tutum içerisinde olduğunu belirtip ortaya önemli bir içtihat koyuyor; basın/yayın kuruluşlarının ve kişilerinin düşünce ve bilgileri aktarmak öncelikli görevleridir. Bu anlamda bu kişilerin ifade özgürlükleri de geniş olacaktır. Basın yayın kuruluşlarının bu özgürlüğü olduğu gibi aynı zamanda KAMUNUN da bu düşünce ve bilgilerden HABERDAR olması onların haklarıdır. Aksi durumda basın, görevi olan (Public watchdog) tabiri caizse; kamunun bekçisi(Public watchdog) olma vasfını yerine getiremeyecektir. Bu ilke yazılı basında olduğu kadar görsel medyada da geçerlidir. Mahkeme bu ilkeleri ortaya koyduktan sonra bu aktarımın yapıldığı zamanda Danimarka’da süregelen ayrımcı ve ırkçı saikle yapılan eylemler göz önüne alındığında bu söyleşinin ırkçı mental ve sosyal arkaplanlarını ortaya koyduğunu, söyleşinin salt IRKÇILIK PROPAGANDASI olarak nitelendirilmesinin yanlış olacağını ve program içerisindeki ifadelerin 10. Madde kapsamında koruma altında olduğunu belirtmiştir. Programdaki gençlerin sosyal statüleri yüzünden limitlendiğini ve yıldığını, sicillerinin kabarık olduğunu, ve ırkçı eylem ve ifadelerin işte bu tarz bir sosyal arkaplana sahip insanlar tarafından yapıldığının toplumla paylaşılmasının önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mahkeme bu yayının verildiği saat ve izleyici kitlesi göz önüne alındığında belirli bir birikime sahip danimarkalılar tarafından izlendiğini ve dolayısıyla salt bu tarz ifadelerin bu insanlara yönelilk PROPAGANDA işlevi görmeyeceğini karara bağlıyor.
Bu kararda dikkati çeken bir eylem; PROPAGANDA. Bildiğiniz üzere ülkemizde de Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. Maddesinin 2. Fıkrası terör örgütlerinin propagandasını yapan kişi veya kişilere bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörmekte. Ben konuşmamda bu suçun ceza hukuku anlamında bir tahliline yapmayacağım. İnsan hakları bağlamında bu suçun varlığının ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil edip etmediği üzerinde birkaç kelam edeceğim. Bu noktada da TMK /2’nin incelendiği bir İHAM kararı olan Gül ve Diğerleri kararı üzerinden konuşmamı sürdüreceğim. Bu davada başurucular [(ercan gül, zehra delikurt, erkan arslanbezer, deniz kahraman) TKP TİKKO TMLGB  ] bazı komünist terör örgütleri lehine eylemlerde bulundukları ve bu örgütlerin propagandasını yaptıkları için yargılanmışlar. Sonuçta dava Mahkeme önüne gelmiş ve Mahkeme değerlendirmesini yaparken elbette Handyside kararına atıfta bulunmuş ve sonrasında bu kişilerin eylemlerinin terör örgütü propagandası şeklinde yorumlanamayacağın, demokratik bir toplumda gerekli olmaması sebebiyle belirtmiş ve 10. Maddeye aykırılık tespit etmiştir. Burada dikkati çeken noktanın şu olduğunu düşünüyorum; İç hukukta verilmiş bir terör örgütü propagandası kararı Mahkeme nezdinde değerlendirildiğinde 10. Madde çerçevesinde değerlendirilebililyor. Bu durumun esas sebebi ise mevcut iç hukuk düzenlemesinin yorumlanma şeklinin, savcı ve hakimlerin takdir yetkisine geniş bir şekilde bırakılarak yapılması olduğunu düşünüyorum. Tıpkı mahkemenin genel içtihadında, özellikle Taner Akçam kararında ve Venedik komisyonunun tavsiye raporunda belirtildiği gibi bir hukuk düzenlemesinin “hukuk düzenlemesi” sayılabilmesi için, bu düzenlemenin ERİŞİLEBİLİR, BELİRLİ ve belki de en önemlisi ÖNGÖRÜLEBİLİR olması gerekmektedir. Aksi halde bir düzenleme bireylerin ifade özgürlüğüne yönelik muhtemelen caydırıcı(chilling effect) bir etki yaratacak zira sürekli bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma tehtidi altında kalacaklar. Belirttiğim bu sebeplerle terör örgütü propagandası yapmak şeklinde bir suç tipinin mevcut kanunumuzda mevcut olması bu açık fikirli ve hoşgörülü bir tartışma ortamına zemin hazırlamaktan çok bireyleri susmaya ve baskın fikirleri benimsemeye itecektir.
Sabrınız için teşekkür ediyorum.
***
Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: